16 Mayıs 2017 Salı

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:48)

  • Metrodayım. Yerin en dibinde sıkışmışım. Kalabalık var ve sanki hayatta kalmam buna bağlıymışçasına hızla çıkıyorum merdivenleri. Tutup kendimi kolumdan, gün ışığına doğru götürüyorum. Bir parça nefes almaya...
  • ''Boşuna üzülüyorsun iki gözüm!'' dedi. ''Tutamayacağın sözler vermesini bilmediğin için öfkeli sana. Daha doğrusu o sözleri vermeyecek kadar büyüdüğün için. Oysa insanlar birkaç saniye mutluluk için ne yalanlar söylüyor hala bir bilsen!''
  • Sırtını döndüğünü zannettiğin vahşi doğa kuralları, gündelik hayatta maskelerini takmış haliyle çıkar karşına. Sen bu savaştan sağ çıkabilecek misin sevgili okuyucu?
  • Yetiş ya akıl sağlığı, yetiş ya metanet!
  • Çok terbiyesiz bir aklım var. İçinde de gerçekleşme ihtimali olsun veya olmasın, bir yapılacaklar listesi. Emin ol ne olduklarını bilmek istemezsin.
  • Gün içinde yaşadığım garipliklerin haddi hesabı yok. Bir ara anlatacağım, söz.
  • Özledin mi beni? Sanmam.
  • Hayatım boyunca şahsıma edilmiş tek gerçek küfürdü ''siktir git!''
  • Ne zaman kollarını bağlayarak yürüyen biri görsem, birine sarılması gerekirken elde olmayan sebepler yüzünden yalnız kaldığını düşünürüm. Gidip sarılasım gelir ona.
  • Üzerimize yapışıp sinen o iğrenç hayati gerçekleri bir kenara bırakalım. Birkaç dakika için bile olsa o an ne olmak istiyorsak o olalım.
  • Olalım mı?
  • Yazı bitti.

10 Mayıs 2017 Çarşamba

BİR DÜŞMANIM VAR! (VOL:3)

Öncelikle VOL1 ve VOL2

Hayatta nefret ettiğim üç şey vardı değerli okuyucu; riya, yalan ve nankörlük. İşte bu en nefret ettiğim beşeri duyguları -her nasılsa?- kabarık tüyleri altında saklamayı başarmış olan düşmanımın mahvına yol açacak planımı uygulama vaktim gelmişti... Zira türlü pozisyonlarla zenginleştirilmiş bir günah gecesinin eseri olan veledi zinalar her geçen gün büyümekte, hane halkının sevgisini kazanmaktaydı. Bu düşünceler ışığında evimizin hemen yakınında bulunan Balaban amcayı ziyaret etmeye karar verdim. Balaban amcayı en son 5 yaşındayken, parmağımı ısıran kaplumbağası nedeniyle çığlık çığlığa ağladığım o elim günde görmüştüm... Bu nedenle içerisi türlü çeşit hayvanla dolu olan dükkanına girdiğimde Balaban amca pek tabii oldukça şaşırdı...

+ Oooo Gizem kızım, sen gelir miydin bana?

Masasının hemen baş köşesinde yer alan çerçevede artık aramızdan ayrılmış olan şu meşhur kaplumbağanın fotoğrafını görmezden gelmeye çalışarak gülümsedim:

- Eheh, nasılsın Balaban amca?
+ İyi, iyi. Seni sormalı? Hangi rüzgar attı seni buraya?
- İyilik. Ne olsun? Efendim size bir şey sormak istiyordum. Acaba yavru kedilere ne yedirmemek gerekiyor ölmemeleri için?
+ Kız sen kedi mi sahiplendin yoksa? Temelden beri yoktu böyle merakların senin.

Temel... Hain bir kedi tarafından yenen ilk ve tek evcil hayvanım... Onu nasıl unutabilirdim ki?

- Temel bahsini açmasak Balaban amca?
+ Peki peki. Kedilere kuru üzüm, soğan ve sarımsak gibi şeyler vermesen iyi olur.

Suratımda oluşan sinsi gülümsemeyi hayal edebiliyor musunuz? Kafamın içinde beliren kanlı sahneler yerine gıdaların sebep olacağı bu sade ölüm dikkat çekebilir miydi? Hiç sanmıyorum!

Eve gittiğimde bahçede annemi yine o mendebur kedilerin başında gördüm.

+ Ah ne oldu sana? Sıkıldın mı sen? Hanimiş benim kızım?

İşte o an, tam da o an sevgili okuyucu, annemin karşılıksız sevgisi karşısında tüm planlarımı bir kenara atıp mutluluğu iliklerime kadar hissettim!

-Annem... Anneciğim!
+ Ne? Ay sana mı diyorum sanki? Görmüyor musun sen ne tatlı, ne şirin şeyler...

Behlül'üne ''peki'' diyen bir Bihter kadar çaresiz, göz göre göre öldürülen Nihal kadar salakmışım meğer! İçimden yükselen intikam yeminlerini anneme duyurmamaya çalışarak yüzümdeki gülücüğü muhafaza etmek için çabalamaya başladım. Zira Firdevs Yöreoğlu gibi bir sinsilik ancak bunu gerektirirdi!

Bu sırada geceleri yavrularının yanında olması gereken, ancak her nasılsa akşamın bir vakti ortadan kaybolup gayet uygunsuz vakitlerde çıkagelen düşmanımın yüzüne odaklandım... Bu yüzde günahın her türlüsünü görüyor, ondan tiksiniyordum! Hemen mutfağa doğru gidip içerisinde kuru üzüm tanelerinin de bulunduğu karışık yemişleri alarak kalp çarpıntıları eşliğinde kedinin önüne getirdim.

+ Gizem kediler bunu yer mi ki?
- Aaa Balaban amcaya sordum anne. Çok faydalıymış!

Bu sırada yemişlere ilgi göstermeyen düşmanımı kaparak kucağıma aldım ve yemişleri zorla ağzına tıkıştırmaya başladım! Neye uğradığını şaşıran bu mendebur kedi elimden kurtulmaya çalışıyor, savurduğu pençelere manyak bir kahkaha ile karşılık veren şahsıma nefretle karışık bir korku ile bakıyordu!

+ Kız dur! Delirdin mi sen? Ne yapıyorsun? Yemek istemiyor işte!

Annemin azarı karşısında yaşadığım bir anlık tereddüdün ardından kucağımdan atlayan düşmanım, derhal parmaklıklardan kaçarak dostunun evine doğru yol almaya başladı. Bu durumun geçici olduğunun bilinciyle, bir sonraki düello için hazırlanmaya başladım...

DEVAM EDECEK!!!





18 Aralık 2016 Pazar

BİR DÜŞMANIM VAR! (VOL:2)

[Okumaya başlamadan önce ŞU yazıma bir bakın derim...:(  ]

+ Gizem! GİZEM! Nereye kayboldun gene? Kız kime diyorum ben?
- Günaydın valideciğim. Size derin hürmetlerimi arz ediyorum efendim. Lütfen kabul buyurunuz ve yokluğumun yaşattığı can sıkıntısını affediniz.
+ Kaç dakikadır bağırıyorum, neredesin sen?
- Efendim bu namütenahi günü tefekküre ayırmak niyetiyle odama kapanmış bulunuyordum. Kuş cıvıltılarının o baş döndürücü sesleri bir yana, ormanın enfes rayihası başımı döndürmüş olmalı ki...
+ Kız sus! Ne olur sus! Bak sana ne göstereceğim...

Annemin bu kabalığı ve dahi umursamazlığı karşısında titreyen kirpiklerimle çerçevelenmiş çapaklı gözlerimi bahsi geçen tarafa yönlendirdiğimde büyük bir şok yaşadım sevgili bülbül yuvalarım... Çünkü kapımızın hemen önünde 4 (yazı ile dört) adet yavrusu ile birlikte can düşmanım bulunmaktaydı!!!

Bana kaderin bir oyunu muydu bu? Zaman o mendebur kediyi yaşlandırmış olabilirdi, ancak beni görür görmez dikilen tüyleri ile birlikte nefretinin halen canlı olduğunu hemen kavradım... Evet, tüm varlığı ile benden nefret eden bu kediden ben de tiksiniyordum. Yavrularından da elbette! Bir kere kimdi bu veledi zinalar? Hangi günah gecesinin eseri, hangi kirli duyguların yansımasıydı?

Kafamda bu sorular dönedursun, annem bu pirelilere kucak açıyor, bana göstermediği şefkati bu veledi zinalara ve onların hafif meşrep annelerine gösteriyordu. Beyin boşluğumda toparlanan kaynama noktasındaki kanın verdiği yetkiye dayanarak tüm kin ve nefretimle haykırdım:

- Hayır efendim hayır! Rica ediyorum hanenize geri dönünüz! Aramda husumet olduğunu bildiğiniz bu yaratığı ve onun veledi zinalarını terk eyleyiniz! Şahsımı besleyip büyüten o öpülesi ellerinizi bu günahkar canlıdan derhal çekiniz! Yalvarıyorum!
+ Kızım içine Zeki Müren kaçmış gibi konuşmayı bırakırsan eğer ben de sana daha düzgün cevaplar veririm. Sabrımı zorluyorsun evladım. Yapma kızım. Yapma yavrum. Git bir elini yüzünü yıka. Çağır bakayım babanı...
- Babam mı? Efendim lütfen başarısız çocuk yapma girişiminizin müsebbibi olarak gördüğünüz pederimi bu işe karıştırmayınız!

Ne yaparsam yapayım annemin fikrini değiştiremeyeceğimi biliyordum. Ben de taktik değiştirerek Gollum kadar sinsi olmayı seçtim ve tüm varlığımla düşmanımın mahvına neden olacak ipuçlarını ele geçirmeye yemin billah ettim! Lazım geldiğinde müfettiş Gadget kadar dikkatli, bir panter kadar çevik ve bir bal porsuğu kadar da acımasız olacaktım!.. Sadece o güne kadar sabretmeliydim...

Ettim de zaten...

DEVAM EDECEK!!!